Merak ve huzursuzluk, bağlantılı duygulardır. Gerek huzursuzluğu meydana getiren mekanizma gerekse merak mekanizması doğuştan gelir.
Her ne kadar her an kendisini hissettirmiyor gibi görünse de, merak, an be an beynimizde çalışan ve tetikte bekleyen bir mekanizmadır. Merak, hayvanlar da dahil olmak üzere insanların çevreye uyumunu sağlayan ve hatta tehlikelerden koruyan bir uyarı mekanizmasıdır. Söz gelimi, bir arazide yürürken sallanan bir çalının arkasından ne çıkabileceği konusunda bizi uyararak (meraklandırarak) tehlikeyi bertaraf etmeye çalışan veya sofrada yemek yerken tuzun nerede olduğunu aratmaya iten saik (motivasyon) merak mekanizmasıdır. Eğer merak dediğimiz mekanizma olmasaydı, çevreye uyum sağlayamadığımız gibi, soru dediğimiz kavramdan dahi haberimiz olmazdı. Bunun anlamı, "nasılsın?" demek dahi merak mekanizmasının nedenidir.
Merak mekanizmasında beyinde yaratılan "belirsizliği" giderme çabası vardır. Belirsizlik bize huzursuzluk verir. Dolayısıyla merak ve huzursuzluk birlikte çalışarak beyinde kısa süreli dahi olsa yaratılan belirsizliği gidermeye çalışır.
Huzursuzluğun giderilmesi demek, "tatmin olmamış duygu"nun tatmin olması, bu duygunun sönümlenmesi demektir. Bu bilgiyi merak için yinelersek, meraka neden olan eksik bilginin giderilmesi ve belirsizliğin yarattığı huzursuzluğun ortadan kaldırılmasına yönelik bilinçaltı bir eylemdir. Buradan da anlıyoruz ki beynimiz, tamamlanmamış işlevlerden rahatsızlık duyar ve ayrıca sorumluluk dediğimiz duyguyu da tetikler.
Merak, huzursuzluk, belirsizlik ve sorumluluk mekanizmalarının bizi nasıl etkilediğini daha evvel Zeigarnik Etkisi dediğimiz yazımız ile detaylı olarak paylaşmıştık.
Nihayetinde, fotoğraftaki yazıyı değerlendirdiğimizde (büyük) öğretmen, bilerek, öğrenciye belli düzeyde bilgiyi vererek eksik bilginin yarattığı belirsizlik ile merak mekanizmasını ve hafif huzursuzluk (kaygı) yaratır. Bu huzursuzluk, sorumluluk duygusunu harekete geçirir. Sonuç olarak bu döngü, eksik bilginin tamamlanması ile sönümlenir ve merak duygusu ile beraber huzursuzluk giderilmiş olur.
Belirsizliğin yarattığı huzursuzluk, kaygı mekanizması gözlerimizin hizasında beynimizin tabanında, her iki yarım kürede bulunan amigdalanın görevidir. Buna karşılık, amigdalanın ortaya çıkardığı huzursuzluğun yarattığı sorumluluğu da beynimizin önündeki bir bölüm orbital prefrontal korteks denilen kısım üstlenir ve gidermeye çalışır. Görülüyor ki, beynin tek bir yeri değil, birbirleri ile bağlantılı sistemleri bu sonuca götürmektedir.
Peki, fotoğraftaki yazıya göre birinci (iyi) öğretmen doyurucu bilginin tamamını vererek merakı giderebileceği halde ikinci (büyük) öğretmen, öğrencileri neden huzursuzluğa sevketmeyi tercih etmektedir? Aslında ikinci öğretmen doğru bir yöntem izlemektedir. Yine Zeigarnik Etkisi başlıklı yazımızdan da hatırlayacağımız üzere, doyurucu bilgi daha az kalıcıyken, kişinin biraz meraklandırıp ve kaygı yaratarak sorumluluğun da yarattığı mekanizma ile elde edilen bilgi daha kalıcıdır. Çünkü, huzursuzluk yaratıldığı durumda beyin, bu işin içinden çıkabilmek için çabaya girer bu da kalıcı öğrenmeye (deneyim/tecrübe) neden olur. Ayrıca, tartışma ortamı yaratarak, başkalarının fikir ve düşünceleri sayesinde kendi fikirlerini sorgulama ve dolayısıyla, gerekli olan eksik bilginin çevredekiler vasıtasıyla tamamlanma imkanı yaratılmış olur. Bu da öğrenmedeki kalıcılığı sağlar.
İşte bu nedenle, geçmiş dönemde öğrenim hayatımızda çözdüğümüz problemlerden çok çözemediklerimiz veya zor çözdüklerimiz aklımızda kalmıştır. Yine ilginçtir ki, yarım kalmış aşkların zihnimizde kalıcı izler bırakması aynı mekanizmanın işidir. Anlaşılıyor ki, kolay bilgi, beyinde kalıcı iz (öğrenme) bırakmaz.
Artık biliyoruz ki fotoğraftaki yazı gereği, ikinci (büyük) öğretmen doğru bir yöntemi uygulamaktadır.
Peki buna rağmen herkes matematiğe neden ilgi duymaz diye düşünürsek bunun nedeni beynimizin doğuştan gelen yapısı ve bu yapının küçüklükten itibaren yetişme ve yetiştirilme ve bu yeteneğin bilerek veya bilmeyerek ortaya çıkartılmasına bağlıdır. Dolayısıyla üniversite sınavlarına girişte sayısal ve sosyal diye ayrımın yapılması, beynimizin ilgi alanına göre yapılanmasının bir sonucudur. Çünkü burada beynimizin sağ (sanatsal, sosyal) veya sol (analitik) yarısının baskınlığı bizi bu anlamdaki düşünce ve algı sistemine yöneltmektedir.
Erol

0 yorum:
Yorum Gönder